Bill Gates, Çin ile birlikte yeni ve daha güvenli bir nükleer reaktör geliştirmeyi müzakere ettiklerini doğruladı.
Pekin’de konuşan Microsoft’un kurucu ortaklarından Gates, amaçlarının düşük maliyetli, çok güvenli ve çok az atık üreten bir reaktör geliştirmek olduğunu belirtti.
Gates’in ciddi boyutta finansal destek verdiği Amerikan TerraPower şirketi seyreltilmiş uranyumla çalışabilecek bir nükleer reaktör geliştiriyor.
TerraPower’ın Çin hükümetinde yer alan çeşitli isimlerle çok iyi görüşmeler gerçekleştirdiğini belirten Gates, görüşmelerin daha başlangıç aşamasında olduğuna dikkat çekti.
Gates, reaktör ile ilgili araştırma ve geliştirme faaliyetleri için önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık bir milyar doların harcanacağını söyledi.
Ayrıntılar için:
Seragazı emisyonlarını azaltmak için bağlayıcı bir taahhütün altına girmeyi tek taraflı olarak kabul eden Çin, Hindistan’a büyük bir darbe vurdu. Çin’in bu girişimi hala devam etmekte olan iklim görüşmeleri sırasında birlikte hareket eden BASIC ( Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Çin) ülkelerinin bütünlüğünü tehlikeye soktu.
Çin’in bu kararıyla Hindistan ile birlikte şimdiye kadar takındığı tutum arasında dağlar kadar fark var. İki ülke de yakın zamana kadar gelişmekte olan ülkelerden, bağlayıcı herhangi bir yükümlülük altına girilmesinin istenemeyeceği görüşündeydi.
Çin’in attığı bu adım nedeniyle Hindistan da baskı altında.
Ne var ki Çin bu yeni politikasını hayata geçirmek için bazı koşulların karşılanmasını bekliyor. Ülkenin en üst düzey iklim müzakerecisi Xie Zhenhua yasal olarak bağlayıcılığı olan bir anlaşmayı kabul etmek için beş ön koşul sunacaklarını açıkladı.
Bu koşullar ise şöyle:
- Hakkaniyet prensibi desteklenmeli (Gelişmekte olan ülkeler Batılı ülkelerin sebep olduğu tarihsel kirlilikten tazminat alma hakkına sahip olmalı),
- “Ortak fakat farklılaşmış sorumluluklar” prensibine uyulmalı (Bütün taraflardan yükümlülükleri aynı şekilde yerine getirmesi beklenmemeli),
- Her ülkenin kapasitesi göz önüne alınmalı,
- Kyoto Protokolü gelişmiş ülkelerce yeniden imzalanmalı,
- Gelişmekte olan ülkelere kısa ve uzun vadeli finansman sağlanmalı.
Ayrıntılar için:
Dünyanın en büyük platin üreticisi Anglo American şirketinin CEO’su Cynthia Carroll, Güney Afrika’ya bir yandan yüzbinlerce yeni iş olanağı yarattıracak bir yandan da temiz ve sıfır-emisyonlu enerji kaynağı elde ettirecek fırsat kapısının sonuna kadar açık olduğunu belirtti.
BM İklim Değişikliği 17. Taraflar Konferansı (COP 17) başkanlığı adına düzenlenen törende konuşan Carroll, “Platinin merkezde olduğu bir yakıt hücresi sanayisi Güney Afrika’nın istihdam yaratma çabasına da destek olacaktır” dedi. Carroll ayrıca Anglo American olarak bu alanda çalışmalar yapan uzman bir birime Londra’da araştırma yaptırdıklarını, bu birimin de hidrojen hücre yakıtının Güney Afrika’da yepyeni bir sanayi sektörünün gelişmesine yol açacağı ve ülkenin küresel yeşil ekonomide önemli bir oyuncu olmasını sağlayacağı sonucuna vardığını açıkladı.
Carroll “Güney Afrika’nın 17. Taraflar Konferansı’nın (COP 17) da ötesinde iklim değişikliği tartışmasını derinden etkileyecek bir fırsatı var. Çoğunlukla iklim değişikliği tartışması anlaşılabilir bir şekilde karbon emisyonlarını azaltmaya odaklanırken, düşük karbonlu bir dünyada var olan muazzam fırsatları da gözden kaçırmamalıyız” dedi.
Carroll, Carbon Trust’ın Güney Afrika’da hücre yakıtı geliştirilmesine yönelik bulgularını da paylaştı. Buna göre,
- önümüzdeki 30 yıl içinde, üretim, yalıtım ve bakım alanlarına yapılacak uygun düzeyde yatırımla yüzbinlerce yeni iş imkanı yaratılabilir.
- üretilen yakıt hücreleriyle enerji güvenliği konusunda karşılaşılabilecek güçlükler alt edilebilir ve aynı anda ulusal elektrik şebekesinde önemli bir genişleme olmaksızın kırsal topluluklara enerji verilebilir.
- bu sayede küresel piyasaya bilgi ve ürün ihracı da yapılabilecektir.
Ayrıntılar için:
Türkiye, seragazı salınımında herhangi bir azaltım taahhüt etmediği halde Kyoto Protokolü’nün sunduğu fon ve teknolojiye erişmeye çalıştığı için Günün Fosili ödülüne layık görüldü. İklim Eylem Ağı’na (CAN- Climate Action Network) göre Türkiye, 1990’dan bu yana seragazı emisyonlarını %98 oranında artırdığı ve şimdiye kadar bu gidişatı değiştirmek için herhangi bir yükümlülük üstlenmediği ya da açık bir hedef belirlemediği için bu ödülü hak etti. Türkiye bunun yerine maddi kaynaklarını daha çok sayıda kömür santrali inşa etmek, iki nükleer santral planlamak ve yol yapmaya sarf etmeyi tercih etti. 15 bin kilometrelik bölünmüş yeni karayolu ve İstanbul’a yapılacak üçüncü köprü de yolda.
Türkiye şimdi de herhangi bir emisyon azaltım hedefi ya da yükümlülük dillendirmeden Kyoto Protokolü’nün teknoloji ve finans mekanizmalarına dahil edilmeyi talep ediyor. Ülke hızla gelişmekte olan ülkeler için de kötü örnek teşkil ediyor. İktisadi büyüme söz konusu olduğunda hükümet rakamlardan bahsetmeyi çok severken, laf seragazı emisyonlarından açıldığında Türkiye bu rakamları halının altına süpürmeyi tercih ediyor.
Türkiye’nin bu “iki yüzlü” tutumu kabul edilemez. En iyi rüzgar, güneş enerjisi ve jeotermal enerji kaynaklarına ve en yüksek enerji verimliliği potansiyeline sahip ülkeler arasında yer alan bir ülke bundan çok daha iyisini yapabilir. Türkiye’nin Annex-1 ülkeleri arasındaki “özel konumu” bir şey yapmadan çok şey istemek için bir bahane olamaz.
Ayrıntılar için:
Çin ve Brezilya, zengin ülkelerin Kyoto Protokolü’nün uzatılması yolundaki taleplerini reddetmesi halinde dünyanın en büyük karbon piyasalarından birinin tehlikeye gireceği uyarısında bulundu. Çin’in Durban’daki baş müzakerecisi Su Wei, “20 milyar dolar (14.9 milyar euro) değerindeki BM destekli karbon ofset piyasasının, ülkelerin Kyoto iklim anlaşmasının ikinci aşamasına dahil olmayı taahhüt etmeden faaliyetine devam edebilmesi akla sığmaz” dedi. Brezilya baş temsilcisi Andrea Correa do Lago da “ Kyoto Protokolü’nde yer almadan bu protokolün mekanizmalarından yararlanabileceğinizi düşünemezsiniz” yorumunu yaptı.
Çin ile Brezilya’nın bu uyarısı dikkate değer, çünkü programa kayıtlı 3,500 projenin ilki Brezilya, toplamdaki bütün projelerin %46’sı ise Çin merkezli.
Ayrıntılar için:
http://www.irishtimes.com/newspaper/world/2011/1202/1224308474749.html
BM Durban iklim görüşmeleri sırasında kamuoyuna duyurulan bir araştırmanın bulgularına göre atmosferdeki karbon kirliliğinin yarıdan fazlasına beş ülke sebep oluyor. Britanya merkezli risk analizi şirketi Maplecroft tarafından hazırlanan ve ülkeleri seragazı emisyonlarını temel alarak sıralayan rapora göre Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve Japonya en fazla seragazı salan ülkeler. Onların hemen ardından da Brezilya, Almanya, Kanada, Meksika ve İran geliyor. Muazzam enerji taleplerinden ötürü ülkeler çoğunlukla karbondioksit salınımı yapıyor. Bu arada yenilenebilir enerji kullanımı artıyor, ancak yine de bu artış fosil yakıt kullanımının gölgesinde kalıyor.
176 ülkenin yer aldığı endeks yıllık toplam seragazı salınımı seviyesi, CO2 emisyonları ve CO2 dışındaki emisyonlar ile ilgili veriler bir araya getirilerek hazırlandı. Bu veriler ise ABD Enerji Bilgi Yönetimi ve ABD Çevre Koruma Ajansı gibi çok sayıdaki kurumdan sağlandı.
Ayrıntılar için:
http://news.yahoo.com/half-greenhouse-gases-emitted-five-nations-163130043.html
ABD’nin benzin, dizel ve petrol bazlı yakıt ihracatı bir süredir artış gösteriyor, bu da ülkeyi 62 yıl sonra ilk defa petrol ürünleri net ihracatçısı olmaya bir adım daha yaklaştırıyor.
Yükselen piyasa ekonomilerindeki talep patlaması ve ülke içindeki ekonomik faaliyetin durgunlaşması ABD’nin ithal ettiğinden daha çok enerji ihraç etmesine yol açarak, alışılagelmiş normu sona erdirecek gibi görünüyor.
ABD Enerji Bilgi Yönetimi’nin Salı günü paylaştığı verilere göre ABD bu yılın ilk dokuz ayında benzinden jet yakıtına kadar toplamda 753.4 milyon varil muhtelif ürün ihraç etti. İthal edilen varil miktarı ise 689.4 milyonda kaldı.
ABD’nin aldığından daha çok satması şu açıdan önemli. Çünkü ABD on yıllardır doymak bilmeyen bir enerji tüketicisi olmuştur hep. Fabrikalarını ve otomobillerini çalıştırmak için yalnızca Orta Doğu’dan değil, Avrupa ve Latin Amerika’dan hatta başka birçok bölgeden de muazzam miktarlarda ham petrol satın almıştır.
Daha 2005 yılına kadar ABD ihraç ettiğinden 900 milyon varil daha fazla petrol ürünü ithal ediyordu. O zamandan bu yana açık sürekli kapandığından ve geçtiğimiz kış tamamıyla ortadan kalktığından dolayı analistler ülkenin “net ihracatçı” ünvanını kolay kolay kaybetmeyeceği görüşünde.
Enerji piyasalarını takip eden Platts şirketinde Küresel Petrol Müdürü Dave Ernsberger’e göre bu durum 2020’ye kadar güncelliğini koruyacak bir trend. “Gelenekselleşmiş görüş ABD’nin dünyanın her yerindeki enerjiyi yutan bir kara delik olduğu yönünde. Bu gelişme bu dinamiği de sarsacak” dedi.
Ne var ki ABD her gün 9 milyon varil ham petrol ithal ederek, dünyanın en büyük net ham petrol ithalatçısı olmaya devam ettiği müddetçe, kısa zamanda enerji bağımsızlığını kazanabilmesi pek muhtemel değil. Yine de ham petrolden elde edilmiş yakıtın ihracatçısı olarak artan varlığı küresel enerji piyasasında onu daha etkili kılacak.
Citigroup Inc. Emtia Araştırma Bölümü Başkanı Ed Morse ise ihracattaki bu artışın “enerji sistemindeki dönüşüm”ün bir parçası olduğunu belirtti. Morse, “Bu durum, önümüzdeki 10 yıl süresince devam edecek ve enerji bağımsızlığına işaret edecek bir sürecin başladığının göstergesidir” dedi.
Bu değişim ABD ile yükselen piyasa ekonomilerinin kaderlerindeki ayrışmanın en açık göstergelerinden biri. ABD direngen yüksek işsizliğin ve uyuşuk büyümenin altından kalkmaya çalışırken yükselen piyasa ekonomileri daha da hızlı büyüyerek yakıt talebini tırmandırıyor.
ABD bu yılın ilk dokuz ayının altısında petrol ürünlerinin net ihracatçısıydı. Üçüncü çeyrekte ise bu eğilim daha da hızlandı ve Salı günü duyurulan verilere göre ABD, Eylül ayında bu yıl içindeki rekorunu kırarak günde 919,000 varil net ihracat gerçekleştirdi. Gözlemciler bu gelişmeyi ABD’nin II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından hızla ekonomisinin büyüdüğü 1949 yılından bu yana ilk defa net ihracatçı durumuna geleceği şeklinde yorumluyor.
Eylül ayının verilerine göre ABD en fazla Meksika ile Brezilya’ya ihracat gerçekleştirdi. Kilit konumdaki Avrupa limanlarına ev sahipliği yapan Hollanda ile Singapur da başlıca ithalatçılar arasında yer aldı.
Rakamlar Kuzey Dakota ile Teksas’ta bulunan yeni petrol yatakları sayesinde yerel üretimde meydana gelen dikkate değer artışın etkilerini yansıtıyor. Kuzey Dakota’da Temmuz ayında kaydedilen günlük 424,000 varil petrol üretimi 2009 yılının aynı dönemine nispeten %86 artış olduğunu gösteriyor.
Artan yurtiçi hasıla ABD’deki rafinerilerin yerel piyasanın ihtiyaç duyduğundan daha fazla yakıt ürettiği anlamına geliyor. Bu da ABD Kıyı Körfezi’nde bulunan rafinerilere yurtdışında müşteri aramak için ek teşvikler vermiş durumda.
ABD’nin ihracattaki bu konumunu ateşleyen gerekçeler arasında rafinerilerin daha verimli olması bulunuyor. Bu durum Avrupa’daki daha eski tesislerle kıyaslandığında Amerikan rafinerilerine üstünlük sağlıyor. Yeni geliştirilen sondaj yöntemleri de ABD petrol üretiminin artışını beraberinde getiriyor. Bu yöntemler rafinerilerin işlemesi için düzenli ham madde tedarik edilmesine yardımcı oluyor.
Elbette denge gayet hızlı bir şekilde değişebilir. ABD ekonomisi derhal toparlanacaksa, ham petrolden elde edilen yakıta yurtiçinden de ihtiyaç duyulması ham petrol talebini artırabileceğinden bu gelişme geri tepebilir. Bunun yanı sıra, ABD rafinerileri yabancı ekonomiler sendelemeye devam ettiği müddetçe müşteri kaybedebilir, bu da ABD’yi yeniden net ithalatçı yapar.
Ayrıntılar için:
http://online.wsj.com/article/SB10001424052970203441704577068670488306242.html
17. Taraflar Konferansı zirvesi, gelişmiş ülkelerin saldıkları karbondioksit emisyonlarına yasal sınırlar getiren ve önümüzdeki yılın sonunda geçerliliği sona eren Kyoto Protokolü’nün ikinci aşaması için anlaşmaya varmaları yolunda son şansları.
Zirvenin açılış oturumunda konuşan UNFCCC sekreteri Christiana Figueres bütün tarafları esnek olmaya çağırdı. 194 ülkenin katılacağı ve 12 gün sürecek görüşmelere başkanlık yapacak Güney Afrika Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı Maite Nkoana-Mashabane de çoğunluğu Afrika’da yer alan dünyanın en fakir ülkelerinin en fazla da onları etkileyen küresel ısınmanın yıkıcı etkilerinden korunmaları için acil eyleme muhtaç olduklarını söyledi. Maite Nkoana-Mashabane, “Durban’da tek bir amaç için bulunuyoruz, o da gelecek nesillere güvenli bir gelecek garanti edecek ortak bir çözüm bulmaktır” dedi.
Ne var ki, zirve başladıktan sonraki birkaç saat içinde büyük oyuncuların çoğu pozisyonlarını müzakere etmedeki isteksizliklerini belli etti.
AB, Kyoto’yu yeniden canlandırmak yolunda olumlu bir misyon üstlendi ve ikinci aşama için imza atacağını açıkladı. Ancak dünyanın en fazla kirliliğe yol açan iki ülkesi olan ABD ve Çin’in de yasal olarak bağlayıcı emisyon azaltımlarına 2015’ten önce mutabık olmasını şart koştu.
ABD, Çin’in de böyle bir anlaşmaya imza atmasının kendi katılımı için “temel gereklilik” olduğunu belirtirken yine de imza atmasının garanti olmadığını söyledi.
Bu arada Çin ve gelişmekte olan ülkelerden oluşan G77, gelişmiş ülkelerin kendi aralarında başka bir anlaşmaya varmadan önce Kyoto Anlaşması’nın ikinci safhası için imza atmaları yolunda ısrarcı olacaklarını açıkladı.
Kanada halihazırda Kyoto Protokolü’nün süresinin uzatılmasını kabul etmeyeceğini açıklamıştı, dün de asıl anlaşmanın süresi dolmadan anlaşmadan çekilebileceği ihtimali ortaya çıktı. Ülkenin ulusal yayın kuruluşu, Kanada’nın önümüzdeki ay protokolden çekileceğini duyuracağını belirtti.
Zirvede tek bir ağızdan konuşan AB’nin içinde de Birleşik Krallık’ın Kanada’nın bataklıklardan petrol çıkarılması için hazırladığı tartışmalı plana destek verdiğini ortaya çıkaran raporun ardından çatlak sesler çıkmaya başladı. AB seragazı seviyelerinden ötürü bu plana karşı olduğunu net bir şekilde ifade etmişti.
Ayrıntılar için:
Mercedes-Benz Ar-Ge müdürü Thomas Weber bu yıl, BMW ve Audi gibi “daha yeşil” rakiplerini yakalamak ve AB’nin şart koştuğu gereklilikleri karşılayabilmek için otomobillerinin yaydığı karbondioksit seviyesini düşürmede bir adım daha ileri gittiklerini açıkladı.
“İnanıyoruz ki, 2011 yılında Avrupa’daki filomuzun yaydığı ortalama CO2 emisyonu kilometre başına 150 gram’a düşecek” diyen Weber, bu miktarın 2010 yılına nispeten 8 gram aşağıda olduğunu belirtti. Weber, bu oranın 2010 yılında elde edilen CO2 azaltımından dört kat fazla olduğunu da sözlerine ekledi.
Daimler Grup’a bağlı olan Mercedes bir süredir yakıt tüketimini azaltmak için daha az yakıt harcayan, yedi vitesli vites kutusu ile çalışan, otomatik motor dur-kalk sistemleri ve geliştirilmiş aerodinamik özellikleri olan motorlar üretiyor.
AB’nin otomobillerle ilgili planını uygulamaya koyacağı tarih yaklaşırken BMW ve Audi otomobilleri Daimler Grup’un araçlarından ortalama olarak daha fazla yakıt tasarrufu yapıyor. AB 2012 yılının sonuna kadar salınan CO2 miktarının kilometre başına en az 140 gram olmasını şart koşuyor. Bu miktarı yakalayamayan otomobil üreticilerine para cezası verilecek.
Ayrıntılar için:
Britanya Enerji ve İklim Değişikliği Bakanı Chris Huhne, dünyadaki sıcaklık artışını 2 C°’de tutmaya yeterli olacak ve seragazı emisyonlarını azaltacak bağlayıcı bir iklim anlaşmasının 2020’ye kadar imzalanmasını istediklerini söyledi.
Önümüzdeki Pazartesi günü Güney Afrika’nın Durban kentinde dünyanın her yerinden delegeler bir araya gelip iki hafta boyunca emisyonları azaltma yolunda bağlayıcı olacak yeni bir BM anlaşması üzerinde çalışacak.
AB ülkeleri topyekûn olarak, Durban’da bir “yol haritası” çizilmesini ya da 2015 veya öncesinde bütün ülkelerce imzalanacak küresel bir anlaşmaya varılması yolunda birliğe yetki verilmesini arzu ediyor.
Ayrıntılar için:
http://uk.reuters.com/article/2011/11/24/uk-britain-climate-idUKTRE7AN12B20111124


