Blog Archives

Obama’nın planını “temiz enerji”nin tanımı belirleyecek

ABD Başkanı Barack Obama 2035 yılına kadar ülkede üretilen elektriğin temiz enerji kaynakları yoluyla elde edilmesi istediğini açıkladı. Bu hedefe güneş ve rüzgâr enerjisi ile nükleer enerji hatta doğal gaz ile kömür gibi kaynakların birlikte değerlendirilerek ulaşılacağını belirtti.

Obama’nın temiz enerji için hazırladığı planında ülkenin yakıt kaynaklarının %70’ini oluşturan kömür ile doğal gazdan elektrik üretilmesini sağlamak yer alıyor. Hükümet ayrıca nükleer güç ile yenilenebilir enerjinin geliştirilmesini teşvik edecek.

Ancak enerjinin temiz ya da kirli olup olmadığının nasıl ayırt edileceği henüz bilinmiyor. Bu konuda bir ayrım yapılması için kast edilen şeyin karbondioksit gibi sera gazları mı, cıva ile sülfür dioksit gibi zararlı kimyasallar mı ya da bunların bir birleşimi olup olmadığına karar verilmesi gerekiyor.

Obama’nın “temiz enerji standardı”nın birçok devletin benimsediği yenilenebilir enerji standartlarından farklılık gösterdiği ülkede, şu anda üretilen elektriğin %40’ı “temiz” diye nitelenen kaynaklardan elde ediliyor.

Ayrıntılar için:

http://www.rgj.com/article/20110130/NEWS/101300359/1321/news

Çin eyaletlerinin yerel karbon piyasası talebi

Çin’in bazı bölgesel yönetimleri hükümetten önümüzdeki beş yıl içinde pilot uygulama olarak yerel karbon piyasası  kurma izni almak için lobi yapıyor. Ancak analistler hükümetin bu taleplere aldırış etmeyeceği görüşünde.

Merkezi Beijing’de bulunan PriceWaterhouseCoopers’ın sürdürülebilir iş çözümleri başkanı Allan Zhang, merkezi ve yerel hükümetler arasında şiddetli bir çekişmenin olduğunu söyleyerek, yerel hükümetlerin önümüzdeki beş yıl içinde  zorunlu bir bölgesel karbon yoğunluğu hedefinin getirilmesi ihtimaline karşı hazırlık yaptıklarını belirtti.

Geçtiğimiz Ekim ayında Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu (NDRC); Jiangxi’nin başkenti Nachang, Guangdong, Hubei ile Yunnan eyaletlerinin de aralarında bulunduğu 13 pilot “düşük karbon bölgesi”nden ayrıntılı bir düşük karbon planı sunmalarını istemişti.

Hükümetin Mart ayında açıklayacağı beş yıllık ulusal planına karbon yoğunluğu oranlarının düşürülmesi için piyasa mekanizmaları kullanmaya yönelik bir taahhüt eklemesi beklenirken, eyaletler ile sanayi kuruluşlarının yüklerini hafifletmek için yürüttükleri onca lobi faaliyetine rağmen, bu taahhüdün planda çok açık bir dille  yer almayacağı düşünülüyor.

Ayrıntılar için:

http://www.reuters.com/article/idUSTRE70O2FP20110125

AB spot karbon ticaretini aşama aşama başlatacak

Avrupa Komisyonu, Çek bir şirketin ulusal kayıtlarından 475,000 emisyon izninin çalındığını açıklamasının ardından durdurduğu Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)’ndeki spot ticareti yeniden başlatmakta temkinli davranıyor. Birkaç hafta içinde etkinleştirilmesi beklenen sistemde, üye ülkeler kayıtlarının herhangi bir siber saldırıya karşı güvenilir olduğu teminatını verene kadar eskisi gibi spot karbon alım satımı yapılamayacak.

Ayrıntılar için:

http://www.businessgreen.com/bg/news/1938716/eu-plans-phased-relaunch-carbon-spot-trading

Obama ile Hu iklim değişikliği konusunda aynı fikirde

Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao’nun ABD ziyareti sırasında Barack Obama ile dün düzenledikleri ortak basın toplantısında liderler, seragazlarının dünya üzerindeki olumsuz etkisiyle mücadele etmekte ve bir sonraki iklim değişikliği zirvesinde daha aktif bir rol almakta kararlı olduklarının altını çizdiler.

Obama,  Hu’nun ziyareti sırasında Çin ile ABD arasında bir takım ikili anlaşmalar yapıldığını açıkladı ve geçtiğimiz sene kurulması teklif edilen ABD-Çin Temiz Enerji Araştırma Merkezi ile ilgili ilerlemeler kaydedildiğini belirtti.

Cancun İklim Değişikliği Zirvesi’nde izlediği yapıcı tutumdan dolayı övgü alan Çin’in devlet başkanı Hu, ABD  başta olmak üzere öteki ülkelerle işbirliği yaparak tüm dünyayı ilgilendiren iklim değişikliği gibi sorunlarla etkili bir şekilde mücadele edeceklerini söyledi.

Ziyarette öne çıkan diğer gelişmeler ise şu şekilde: American Electric Power şirketinin Çin’in Huaneng şirketi ile birlikte karbon tutma (carbon capturing) teknolojisi konusunda ortaklık kararı aldı. Bu arada GE Energy de Çin’den Shenhua Group ile temiz kömür konusunda ortak girişim planını açıkladı.

Ayrıntılar için:

http://www.businessgreen.com/bg/news/1938558/obama-hu-offer-minds-climate-change

İş dünyasından karbon için hükümete baskı

İngiltere’de iş dünyası hükümeti sıkıştırarak büyük şirketlerin saldıkları seragazı (GHG)  miktarını yıllık olarak rapor etmesini böylelikle de ülkenin gelişmekte olan düşük karbon ekonomisine yatırımcıların duyduğu güveni artırmayı hedefliyor.

BAA, Nestle ve Oxfam gibi 150 şirketin bir araya gelerek oluşturduğu birlik geçtiğimiz hafta hükümetin ekonomi, enerji ve çevre bakanlıklarına taleplerini iletti ve hükümeti, 2012 yılının Nisan ayına kadar salınan karbonu şirketlere zorunlu olarak raporlatmasını mümkün kılacak 2008 İklim Değişikliği Yasası’nın ilgili hükmünden yararlanmaya çağırdı.

Bu hükme göre hükümet ya seragazı raporlama talimatnamesini düzenleyip uygulatacak ya da talimatname düzenlememesi durumunda açıklama yapmak zorunda kalacak.

Kampanya Martin Horwood tarafından parlamentoya sunulan “Early Day Motion” önergesini  imzalamış 116 milletvekilince de destekleniyor.

Ayrıntılar için:

http://www.businessgreen.com/bg/news/1937500/business-leaders-demand-coalition-trigger-mandatory-carbon-reporting-rules

Dünya Bankası 2012 sonrası karbon kredisi finansmanını artırdı

Dünya Bankası’ndan yapılan açıklamaya göre 2012’den sonra üretilecek karbon kredileri için 68 milyon Euro’luk bir fon dilimi açıldı. Bu başlangıç rakamı 105 milyon Euro’ya ulaştığında kredi faal duruma gelecek.

Bu krediyle birlikte, BM’nin Temiz Kalkınma Mekanizması (CDM) kapsamında temiz enerji projeleri geliştirenler Kyoto Protokolü’nün sona ereceği 2012’den sonra da karbon kredisi satmaya devam edebilecekler.

Dünya Bankası karbon finans birimi başkanı Joelle Chassard, “Düzenlemelerde karşılaşılan birtakım belirsizliklere rağmen ikinci dilim 2012’den sonra da karbon kredisi taleplerinin devam etmesini sağlayacak. Bu da demek oluyor ki karbon piyasalarındaki boşluğu kapatmak için başka bir yolumuz daha var” dedi.

Fonun ilk diliminin oluşturulmasına Deutsche Bank, GDF Suez ve Swedish Energy Agency kurumları katkıda bulundu.

Ayrıntılar için:

http://af.reuters.com/article/energyOilNews/idAFLDE70C1BW20110113?pageNumber=1&virtualBrandChannel=0

ABD-Rusya nükleer enerji anlaşması

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Nükleer Enerjinin Barışçıl Kullanımına İlişkin A.B.D –Rusya İşbirliği Anlaşması (Anlaşma 123) ABD’nin Rusya büyükelçisi ile Rusya dışişleri bakanlarının karşılıklı nota değişimleri ile yürürlüğe girdi.

30 yıl süreyle yürürlükte kalacak ve iki tarafın da nükleer enerji üretimi ile ilgili teknoloji, malzeme ve teçhizatı karşı tarafa aktarmasını sağlayacak anlaşma ayrıca üçüncü dünya ülkelerindeki ortak nükleer enerji girişimlerinde de işbirliği ortamı hazırlayacak.

Ayrıntılar için:

http://www.upi.com/Science_News/Resource-Wars/2011/01/13/US-Russia-sign-nuclear-energy-deal/UPI-87391294932091/

Sahi, Cancun’da ne olmuştu?

Cancun İklim Değişikliği Zirvesi geçen yıl Kopenhag’da başarısızlıkla sonuçlanan görüşmelerin ardından pek çoğuna göre büyük bir başarı. Peki, bu başarıya nasıl ulaşıldı? Alex Stark’ın gözlemleriyle bir Cancun hikayesi…

Cumartesi günü müzakerelerin son aşamalarına girilirken Cancun’da gözle görülür bir heyecan sarmıştı genel kurul salonunu. Katılımcılar BM’nin himayesinde yeni bir iklim anlaşmasına varmayı umuyor, medyanın, uluslar arası toplum kuruluşlarının, hatta kendilerinin bile ümitsizliğine baş eğmemek için mücadele ediyordu. Salonu çınlatan alkışlar, gözyaşları hep bunun içindi.

Son gün durgun geçen onca zamanın aksine oldukça hararetliydi. Genel kurul toplantısı akşam saatlerine ertelenmişti. Herkes iki haftalık görüşmelerin sonunda nihai bir müzakere metninin yayınlanmasını bekliyordu. Cancun güneşi altında STK gözlemcileri, medya temsilcileri ve katılımcılar gergin bir şekilde sohbet ediyorlardı. Kimileri yayınlanacak metnin en tartışmalı konularda hiçbir çözüm üretemeyeceğinden dem vuruyor, kimileri 18 yıldır sürmekte olan UNFCCC sürecinin sona erme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyordu. Ancak belge merkezinin önünde toplanan kalabalık, metni ellerine alınca şaşırıp kaldı. Çünkü pek çok STK’nin de ifade ettiği gibi düzenlemelerin birçoğu oldukça makuldü.

Ardından genel kurul salonunda metinle ilgili yorumlar yapılmaya başlandı. Müzakerelerde sorun yaratan Küçük Ada Devletleri bile metni destekliyordu. Afrika adına söz alan Cezayir de metni onayladığını bildirdi. ABD delegasyonu başkanı Todd Stern “ Bu anlaşmayı kabul edelim” derken, Bolivia anlaşmanın kabul edilemez olduğunu söyledi. Ama Bolivya’nın tarihi müttefiklerinden Kolombiya dahi anlaşmayı destekledi ve sadece bir ülke yüzünden tüm sürecin baltalanamayacağını ifade etti. Zaten bir süre sonra da, gece 4.00’da metin resmi olarak kabul edildi.

Aslında anlaşma ne kapsam olarak ne de hedefleri açısından dünyayı sarsacak bir boyut taşımıyor. Yine de 2011 Aralık ayında Güney Afrika’nın Durban kentinde yapılacak görüşmelerde adil, iddialı ve yasal olarak bağlayıcı bir anlaşmaya varılması yolunda önemli bir adım. Şimdi de anlaşmanın getirdiği yeniliklerden bahsedelim.

Oluşturulacak Yeşil İklim Fonu sayesinde gelişmekte olan ülkelere uyum sağlama ve emisyonlarını azaltma süreçlerinde destek olunacak. Fon, UNFCCC tarafından seçilmiş bir kurul ile COP yetkisi altında bulunacak. Dünya Bankası da fona mütevelli olacak.

Ayrıca düzenlemelere göre biri uyum sağlama amaçlı diğeri de teknoloji yürütme komitesi olarak faaliyet gösterecek iki ayrı kurul daha kurulacak. Her ne kadar fikri mülkiyet haklarının, bir teknoloji merkezinin ve ağının nerede ve nasıl kurulacağı ayrıntılarıyla belirlenememiş olsa da amaç gelişmekte olan ülkelere temiz enerji teknolojisi sağlamak. Cevapsız bir başka soru da acaba gelişmiş ülkeler programa katkılarıyla emisyonlarını karşılayabilecekler mi?

Emisyonların azaltılması noktasında da Cancun Zirvesi Kopenhag’da başlayıp rahatsızlık yaratmayı sürdüren “şeffaf olmama” sorununa da çözüm buldu. Devletler  emisyon programlarını ve emisyon hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklarını gösterecek “denetleme, raporlama ve doğrulama”  düzenlemeleri yapacaklar. Gerçi devletler anlaşmanın altında resmi olarak emisyon azaltma hedeflerini de belirtmişlerdi ancak bu taahhütler henüz bağlayıcı bir durumda değil.

Cancun’u Cancun yapan bir başka şey ise zirvede yaratılan olumlu atmosfer. Katılımcıların Kopenhag’da alışık oldukları kapı arkalarından iş çevirmeler Meksika Dışişleri Başkanı Patricia Espinosa’nın yoğun çabaları sayesinde bu defa yaşanmadı. Sürekli olarak görüşmelerin şeffaf olacağını ve kimsenin kimseden bir şey saklamayacağını yineleyen Meksikalıların verdiği güven ile Espinosa’nın en ufak bir söylentinin dahi görüşmelerin gidişatına zarar verebileceği bir ortamda yürüttüğü akılcı liderlik, görüşmelerin sürdürülmesini ve bu şekilde sonuçlanmasını sağladı. Cancun’da doğan güven duygusu Durban’da yasal olarak bağlayıcı bir emisyon azaltma anlaşmasının imzalanabileceğine dair ümitleri yeşertti.

Ne var ki, Cancun’dan sonra her şey günlük güneşlik oldu diyemeyiz. Güney Afrika’ya gitmeden çözülmeyi bekleyen sorular var elimizde. Öncelikle devletler karar vermeli: muhtemel bir Durban Protokolü ne kadar bağlayıcı olmalı? Aslında böyle bir anlaşma için mevcut iki müzakere yolu da izlenebilir. Kyoto  ya da Kyoto’yu imzalamamış ABD gibi ülkelerin dahil olduğu Uzun dönemli İşbirliği Çalışma Grubu. Bir başka sorun: gelişmekte olan Çin gibi büyük ekonomiler emisyon taahhütlerinin yasal olarak bağlayıcı olmasını istemiyor, ABD ise böyle bir durumda anlaşma imzalamayacağını belirtiyor. İşte böyle bir durumda ülkeler nasıl bir anlaşma imzalayacak ona karar vermeliler. Umarız Cancun Anlaşması gereken güven ortamını yaratır da ülkeler iyi niyet çerçevesinde müzakerelerini sürdürüp bu konuyu karara bağlar.

Ayrıntılar için:

http://www.good.is/post/cancun-climate-talks-an-insider-s-account/?utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+good%2Flbvp+%28GOOD+Main+RSS+Feed%29&utm_content=Twitter

Ecover 2011’de daha “yeşil” ambalajlayacak

Ekolojik temizlik markası Ecover,  Brezilyalı plastik üreticisi Braskem ile bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre şirket bundan sonra ambalajlarinda şeker kamışından üretilen ve petrol bazlı plastiklere oranla % 75 daha az seragazı yayan yeşil polietilen kullanacak.

Ecover 2011 yılının Mart ayında 20,000 birimle pilot uygulamasını gerçekleştirecek. Şirket herbir ürünün karbon ayakizinin %45’inden sorumlu olan ambalaj üretim sürecinde açığa çıkan seragazı emisyonlarını bu yolla önemli ölçüde aşağı çekmeyi hedefliyor.

Ecover daha önce de bu yönde bazı girişimlerde bulunmuştu. Şişelerinin şeklini değiştirerek daha az malzeme kullanılmasını sağlamış, yeni şişelerin geri dönüştürülebilir ve yeniden kullanılabilir olmalarına özen göstermiş, bazı ürünlerinde de kısmi olarak geri dönüştürülmüş malzeme kullanmıştı.

Ayrıntılar için:

http://www.businessgreen.com/bg/news/1934017/ecover-plans-greener-packaging-2011

Doğalgazda Pekin-Astana işbirliği

Çin hükümeti yetkilileri ile Kazak liderler Kazakistan-Çin doğal gaz boru hattının ikinci ayağının açılışı dolayısıyla Astana’da bir araya geldi. Çin hükümeti yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre Kazakistan’dan geçecek doğal gaz boru hattının ilk ayağı 2012’nin sonuna kadar hizmet vermeye başlamış olacak. 916 mil uzunluğundaki hatta 350 milyar kübik feet gaz taşınacak. Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ilk safhası 2012’ye kadar bitmiş olacak hattın taşıma kapasitesinin 530 milyar kübik feet’e kadar artırılabileceğini belirtti. Proje, CNPC ile Kazak KazTransGas şirketlerinin işbirliğiyle gerçekleştiriliyor.

Ayrıntılar için:

http://www.upi.com/Science_News/Resource-Wars/2010/12/27/Beijing-Astana-move-closer-on-natural-gas/UPI-62131293460487/