AB, Avrupa’nın yok olmaya en açık yaşam alanlarını korumak ve yok olanları da yeniden canlandırmak amacıyla geliştirdiği yeni strateji çerçevesinde, biyolojik çeşitliliğin ekonomik değerini de karar alma, hesap ve raporlama sistemlerine dâhil etmeyi önerdi.
Doğa sistemlerini fiyatlandırma fikri ilk defa Dünya Bankası tarafından geçen yılki Nagoya biyolojik çeşitlilik zirvesinde ortaya atılmıştı.
Yeni strateji, tarım ve ormancılıkta sürdürülebilirliği artırma ve biyolojik çeşitliliğin yok olmasının önüne geçmek adına gerçekleştirilen küresel girişimlere verdiği katkıyı göstermeyi de kapsayan altı adet öncelikli hedef üzerinde duruyor. Birlik bu şekilde bozulmuş ekosistemlerin en az %15’ini yeniden doğaya kazandırmayı planlıyor.
AB’nin bu yeni stratejisi şirketleri sürdürülebilir orman yönetimi, su ve atmosfer kirliliğine karşı önlemler almak gibi yeni önecelikleri de uzun dönemli gündemlerine dahil etmeye teşvik ediyor.
Yaşam alanlarını korumaya yönelik daha sıkı düzenlemeler getirecek olan bu yeni plan, bir yandan da kurumsal sürdürülebilirlik çabalarını artırmayı amaçlayan doğal yaşam bankacılığı gibi mekanizmalar ve teşvikler getirmeyi hedefliyor.
Ayrıntılar için:
http://www.businessgreen.com/bg/news/2047036/eu-considers-valuing-nature-halt-biodiversity-loss
AB, siber saldırıların hedefi olan ve bu nedenle 15 gün işleme kapatılan spot piyasalardaki yasa açığıyla ilgili olarak bu hafta taraflardan beyanat talep edecek.
Dünyanın en büyük emisyon ticari sistemini kontrol eden Avrupa Komisyonu, yarın Brüksel’de anında teslim edilen kontratların korunmasını tartışmak üzere; emisyon yayanlar, emisyon ticareti yapanlar, araştırmacılar ve çevre örgütleriyle buluşacak. AB karbon piyasasının yüzde 15’ini oluşturan spot piyasalar bu seneki siber saldırılardan ve 2010’daki vergi kaçakçılığından yeni yeni toparlanıyor.
Bu yılın sonlarına doğru asıl düzenlemeyi hazırlayacak olan Komisyon, karbon piyasası için özel olarak hazırlanmış yeni kurallara gerek olup olmadığını değerlendirecek. Bir ticaret örgütü olan Uluslararası Emisyon Ticareti Birliği (IETA) ve Almanya’nın en büyük iki kamu kuruluşu ise, spot karbon izinlerini yeniden sınıflandırmanın sorunu çözmeyeceği görüşündeler.
Brüksel’deki IETA yöneticilerinden Simone Ruiz konuyla ilgili olarak “Mevcut finansal kuralların karbon piyasalarında da uygulanması tek başına AB emisyon sistemini böylesi saldırılardan koruyamayacaktı.” dedi.
Komisyonun iklim sözcüsü Isaac Valero-Ladron, “Karbon piyasalarının büyük bir kısmında birtakım dikkatsizliklerin yapıldığı ortada. Komisyon olarak şu anda piyasadaki suistimalleri engelleyecek bir dizi önlemin yürürlüğe girmesi için çalışıyoruz. Bu önlemlerin karbon piyasalarındaki şeffaflığı ve bütünlüğü arttıracağını düşünüyoruz.” diye konuştu.
Ayrıntılar için:
Şeffaflık konusunda araştırma yapan Transparency International’ın dün yayınladığı rapora göre iklim değişikliğiyle mücadele amacı taşıyan küresel boyutlu adımlar yolsuzluk tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Raporda, suistimal edilme ve zimmete geçirilme ihtimaline karşı gereken önlemlerin alınmaması halinde, böylesi bir niyetle toplanan milyarlarca sterlinin boşa gidebileceği belirtildi.
Kuruluş, iklim değişikliğinin etkilerinin en fazla görüleceği ve bu nedenle de yardımların merkezi olacak 20 ülkenin, yolsuzluğun dünyada en çok görüldüğü ülkeler olduğu uyarısında bulundu. Bangladeş, Zimbabwe, Mısır ve Vietnam gibi ülkelerin içerisinde bulunduğu bu 20 ülkenin hiçbiri kuruluşun Yolsuzluk Algılama Endeksi’nde (Corruption Perception Index) 3.6 puanın üstüne çıkamadı. Endekse göre 0 puan yolsuzluğun o ülkede tavan yaptığını gösterirken 10 puan o ülkede dolandırıcılığa rastlanmadığı anlamına geliyor.
Kuruluş, yeşil fon ve yardımların bu şekilde boşa gitmesi halinde iklim değişikliğiyle savaşmak için hazırlanacak rüzgar çiftlikleri ve güneş enerjisi santralleri geliştirme, dalgakıran savunmasını iyileştirme, sulama sistemleri ve doğal afetlere karşı ayakta durabilecek evler inşa etme projelerinin de ziyan olacağını ifade etti.
“Yolsuzluk için gezegenimizin geleceği de dahil hiçbir şey kutsal değildir” diyen TI başkanı Huguette Labelle, doğru düzgün yönetilmeyen bir sürecin gelecek nesillere de zarar vereceğinin altını çizdi. Global Corruption Report: Climate Change (Küresel Yolsuzluk Raporu: İklim Değişikliği) adlı raporda 2020 yılına kadar iklim değişikliği ile mücadele etmek için yapılacak yatırımın 700 milyar dolara (420 milyar sterlin) ulaşacağı; yeni kullanılmaya başlanan, denetimi yapılmamış finans piyasaları ve mekanizmalar yoluyla akışı gerçekleşecek bu denli büyük bir paranın yolsuzluğa maruz kalabileceği savunuldu.
Hatırlanacağı üzere Ocak ayında AB’nin karbon piyasası siber saldırılara maruz kalmış, sonrasında da kapanmıştı. Bu saldırılar sırasında hükümet ve şirket hesaplarından üç milyondan fazla karbon kredisi çalınmıştı.
AB’nin birliğin bütün enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla hazırladığı bir başka planın akıbeti de benzer şekilde olmuştu. AB, Sahra Çölü’nün %1’lik kısmını kaplayacak bir alanda konsantre bir güneş enerjisi santrali kurmayı planlamış, ancak İspanyol yetkililerin yaptığı incelemenin sonucunda, enerji şebekesine hiçbir katkısı olmamasına rağmen 10 güneş parkından birkaçının faal olmadığı halde faalmiş gibi gösterildiği ortaya çıkmıştı.
Ayrıntılar için:
BM tarafından fakir ülkelerin yeni iklim gerçeklerine uyum sağlamasına yardımcı olunması için düzenlenen iklim değişikliği zirvesinde çok az ilerleme kaydedildi.
Geçtiğimiz yıl Cancun’da imzalanan iklim değişikliği anlaşmasında oluşturulması planlanan “Yeşil İklim Fonu”na, 2020 yılına kadar her yıl 100 milyar dolar ayrılması üzerinde karar kılınmıştı.
Bu kaynaklar, fakir ülkelerdeki karbon yakıtların kullanımını aşağı çekerek ve yeşil alanların korunmasına destek olarak bu ülkelerin iklim değişikliğinin getirdiği ve getireceği olumsuz etkilerden en az şekilde etkilenmesini amaçlıyor.
Mart ayının ortasında yapılması planlanan ancak bu haftaya ertelenen zirveye 40 ülkenin temsilcileri katıldı. İki gün süren toplantılarda zengin ve fakir ülkeler arasındaki gerilimden dolayı somut bir ilerleme sağlanmadı.
Ayrıntılar için:
http://af.reuters.com/article/energyOilNews/idAFN2925002220110430?sp=true
17 en büyük ekonomi arasında bir platform olarak kurulan Major Economies Forum’un (MEF) enerji ve iklim toplantısında konuşan AB İklim Komiseri Connie Hedegaard, “İyi haber hukuki bağlayıcılığı bulunan bir anlaşmaya ihtiyaç olduğunun genel olarak fark edilmesi. Kötü haberse Durban’da böyle bir anlaşma imzalanmayacak” dedi.
Kyoto Protokolü’nü onaylamayan ABD’nin iklim değişikliği baş müzakerecisi Todd Stern ise ABD olarak, hukuki bağlayıcılığı bulunan bir anlaşmanın yakın zamanda imzalanmasına gerek duymadıklarını belirtmişti.
Çizdiği bu kara tabloya rağmen Hedegaar, Durban’daki iklim değişikliği zirvesinin gemi taşımacılığı ve havacılıktan kaynaklanan seragazı salınımıyla mücadele etmeye odaklanabileceğini belirtti. Havayolları önümüzdeki yıldan itibaren AB Emisyon Ticaret Sistemi’ne dahil olacak; ancak gemi kaynaklı seragazlarıyla mücadele etme konusunda henüz hatırı sayılır bir gelişme sağlanamadı.
Ayrıntılar için:
http://www.guardian.co.uk/environment/2011/apr/28/durban-climate-deal-impossible
Birleşmiş Milletler’in İstanbul’da önümüzdeki ay düzenleyeceği En Az Gelişmiş Ülkeler (LDC) Konferansı, iklim değişikliğini bu ülkeler için hazırlanacak İstanbul Eylem Planı’nın ana gündem maddelerinden biri olarak kabul edecek.
BM bu konferansla birlikte LDC’lerin Eylem Planı’nda iklim değişikliği, bu değişiklikle mücadele ve bu yolda alınacak uyum tedbirlerine ilk defa yer vermiş olacak. Daha önce düzenlenen üç konferansta da iklim değişikliği LDC’lerin karşılaştığı ciddi bir problem olarak yer almamış ve öncelik taşımamıştı.
10 yılda bir düzenlenen BM En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’nın ilki ve ikincisi 1981 ve 1990 yıllarında Paris’te, üçüncüsü ise 2001 yılında Brüksel’de düzenlenmişti.
9 Mayıs’tan 13 Mayıs’a kadar sürecek İstanbul Konferansı’nda 10 yıllık Brüksel Eylem Planı’nın sonuçları değerlendirilip LDC’lerin önümüzdeki on yıl içinde izleyeceği sürdürülebilir kalkınma stratejileri belirlenecek.
LDC Istanbul konferansı için belirlenen öncelikler arasında tüm toplumu kapsayan üretim kapasitesinin artırılması; altyapı ve enerjiye önem verilmesi; bilim ve teknoloji ile bilgi ve iletişim teknolojilerinin teşvik edilmesi, emtia ve ticaretin geliştirilmesi; insanlığın ve sosyal kalkınmanın, cinsiyet eşitliğinin ve kadınların güç kazanmasının sağlanması yer alıyor. Gıda güvenliği, çevresel sorunlar, kalkınma ve kapasite artırma hedefli finans kaynaklar da LDC’ler için belirlenen öncelikler arasında bulunuyor.
Ayrıntılar için:
http://www.myrepublica.com/portal/index.php?action=news_details&news_id=30712
Rusya, 2012 yılı içinde toplanacak ve fakir ülkelerdeki iklim değişikliğine uyum projelerine harcanacak 30 milyar dolarlık fona destek olması için BM tarafından zorlanamayacağını belirtti.
Rus hükümetinin çevre yetkililerinden Alexander Frolov, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Bonn’daki merkezine yolladığı mektupta “İklim değişikliklerini finanse edebilmek için yapılacak katkının hacmi ve şekli Rusya Federasyonu tarafından belirlenecektir” dedi.
Cancun’da alınan kararla gelişmiş ülkelerin bu fona destek olması istenmişti. Ancak Frolov, Christiana Figueres’e hitaben yazdığı mektupta, fona gelişmiş ülkelerin katkıda bulunması istemiştir, “piyasa ekonomisine geçiş sürecinde olan Rusya değil” dedi.
Ayrıntılar için:
Kraliyet düğünü yaklaşırken Prens William ile Kate Middleton’ın düğünlerinin ne kadar yeşil olacağı merak ediliyor. 1,900 davetliyle gerçekleştirilecek muhteşem organizasyon sırasında büyük miktarda seragazı salınımı yapılacağı tahmin ediliyor. Ancak çift, çevreye verilecek zararın en aza indirgenmesi için adımlar atıyor.
Yine de bu tavır o kadar da sürpriz değil. Çünkü damadın babası Prens Charles da ateşli bir çevreci. BM’yi iklim değişikliğinin zararlarına karşı uyaran Prens Charles, yağmur ormanlarını korumak için Prens’in Yağmur Ormanları Projesi’ni hayata geçirmişti. Prens Charles, geçtiğimiz yıl da Londra’da bulunan 180 yıllık evinin çatısına 32 adet güneş paneli yerleştirmek için belediyeden izin almıştı. Prensin lüks arabalarında biyoyakıt kullandığı da biliniyor.
Babası gibi Prens William da çevreci yanını gösterdi ve çift, düğün hediyeleri kabul etmek yerine gelirleri 24 hayır kurumuna bağışlanmak üzere bir hediye fonu oluşturdu. Bu yardım derneklerinin dördü ise çevrenin korunmasına yönelik çalışmalar yapıyor.
Ayrıntılar için:
Uluslararası araştırma şirketi Gallup tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre ABD’li katılımcıların yarıdan fazlası küresel ısınmayı “ciddiye yakın” ya da “çok ciddi” bir sorun olarak nitelendirdi. Yine de, geçtiğimiz sene küresel ısınmayı bu şekilde değerlendiren katılımcıların oranı 2007-2008 yıllarındaki %63’lük oranın çok aşağısında, %53 olarak belirlendi.
Avrupa’da da küresel ısınma ile ilgili endişelerin azaldığı gözlendi. Fransa’da küresel ısınmadan endişe duyanların oranı geçtiğimiz sene, 2007-2008’deki %75 oranından çok daha aşağılarda, %59 olarak belirlendi.
Ancak bu oran dünya genelinde küresel ısınma dolayısıyla tasalananların oranı olan %42 ile kıyaslandığında yine de yüksek bir oran olarak değerlendirildi.
Ankete göre küresel ısınma konusunda en çok kaygılanan ülke Yunanistan olurken, Yunanistan’ı ise küresel ısınmadan kaynaklanan sellerle boğuşan Ekvador ve Venezuela gibi ülkeler izledi.
Ankette ayrıca, Haiti, Yemen ve Liberya gibi okuma yazma oranının düşük; yoksulluk ve siyasi istikrarsızlığın hakim olduğu ülkelerde ise iklim değişikliğinden pek endişe duyulmadığı ortaya çıktı.
Ayrıntılar için:


