Blog Archives

Biyokütle karbon nötr değil

ABD’de bulunan National Wildlife Foundation ile Southern Environmental Law Center tarafından yapılan bir araştırmaya göre elektrik elde etmek için fosil yakıtlar yerine odun yakılması atmosferik karbon seviyesinde artışa neden olabilir.

Southern Environmental Law Center kıdemli avukatlarından David Carr biyokütle ile ilgili olarak “odunun yenilenebilir bir kaynak olması kendiliğinden karbon nötr olduğu anlamına gelmez” dedi.

Son zamanlarda ABD eyaletlerinde elektrik üretmek amacıyla odunsu biyokütle kullanımında bir artış gözleniyor. Ülke genelinde yaygınlaşan bu eğilimin yanı sıra Avrupa’daki pazarlara odun peleti de ihraç ediliyor.

Araştırma, bu canlılık sürdükçe biyokütle endüstrisinin hızarhane atıkları ya da başka kaynaklar kullanmak yerine canlı ağaçları kesmeye başlayacakları tahmininde bulundu.

Ayrıntılar için:

http://www.upi.com/Business_News/Energy-Resources/2012/02/15/Biomass-isnt-carbon-neutral-study-finds/UPI-17841329310805/

Yaptırımlar sertleştikçe İran “yeşil”e doğru adımlar atıyor

İran’dan en fazla ham petrol ithal eden ülkeler ihtiyaçlarını karşılamak için farklı tedarikçilere yönelince dünyanın en büyük beşinci petrol üreticisi ve ikinci en büyük doğal gaz rezervlerine sahip ülkesi olan İran da yeşilleşmesinin zamanının geldiğini düşünmeye başladı.

İran Enerji Bakanı Rüstem Kasımi geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, “Yaptırımlar ağırlaştıkça İran’ın petrol satması giderek zorlaşacağından İran, hidrokarbon rezervlerini muhafaza etmek için yenilenebilir enerjiye yatırım yapmalı” diye konuştu.

Ne var ki İran’daki yenilenebilir enerji sektörü tıpkı Orta Doğu’nun öteki ülkelerinde olduğu gibi zayıf. Bu ülkelerde yatırımlar ucuz petrol ve gazdan güç alan ancak enerji açlığı çeken sanayiler kurmaya odaklanmış durumda.

Ayrıntılar için:

http://planetark.org/enviro-news/item/64647

AB enerji şefi şimdilik biyoyakıt hedeflerinin artırılmasına karşı

Avrupa Komisyonu’nun enerjiden sorumlu üyesi Günther Oettinger Salı günü yaptığı açıklamada, birliğin %10’luk biyoyakıt hedefini çevreye zarar vereceği gerekçesiyle daha da artırmaya karşı olduğunu belirtti ve üye ülkeleri 2030 enerji hedefleri üzerinde iki yıl içinde bir anlaşmaya varmaya çağırdı.

Bir konferansa konuşmacı olarak katılan Oettinger biyoyakıt hedefi ile ilgili olarak; “Ben bugün karar verecek olsam biyoyakıtlar için %10’dan fazla hedef belirleyen bir teklifi reddederdim. Sürdürülebilirlik sorunu bir bütün olarak ele alınmalı’ dedi.

2030 hedeflerinin yasal olarak bağlayıcı olup olmaması ile ilgili gelen bir soru üzerine de Oettinger, bunun biyoyakıtlar ile öteki yenilenebilir kaynakların finansal anlamda geleneksel yakıtlarla rekabet edebilirliğine bağlı olduğunu söyledi.  Oettinger, “Rekabet mümkün olursa, bağlayıcı bir yasaya ihtiyacımız kalmaz” dedi.

AB’nin 2020 yılı sonuna kadar karayolu taşımacılığındaki yenilenebilir enerji payını %10’a çıkarmayı öngören bağlayıcı bir hedefi bulunuyor. Bu oranın neredeyse tamamının da biyoyakıtlar ile geleneksel yakıtlar karıştırılarak yakalanması bekleniyor.

Ayrıntılar için:

http://www.reuters.com/article/2012/02/07/eu-biofuels-idUSL5E8D725N20120207

Küba temiz enerji yolunda

On yılı aşkın bir süre önce güneş enerjisi Küba’nın dağlarında yaşayan toplumların hayatını değiştirmişti. Şimdi de güneş ve öteki yenilenebilir enerji kaynakları ada genelinde sürdürülebilir enerjinin geliştirilmesi yolunda değerlendirilebilir en iyi seçenekler olarak öne çıkıyor.

CUBASOLAR (Küba Toplumu Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Teşvik Etme ve Çevreye Saygı) Başkanı Luis Bérriz ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada dünyadaki temiz enerji potansiyeli tüketim için ihtiyaç duyulan miktarı aşıyorsa neden hala çevreyi kirleten enerji türlerinin kullanıldığını sordu. Bérriz’in hesaplamalarına göre Küba’ya gelen güneş miktarı günde 50 milyon ton petrole eşdeğer.

Bérriz, “1000 km uzunluğundaki ulusal karayolumuzu solar panellerle kapladığımızda fosil yakıtlar kullanmadan ve tek bir metrekare tarım alanı işgal etmeden şu anda kullandığımız enerjinin tamamını üretebileceğiz” dedi ve ekledi “Ayrıca hiç kimse güneşi engelleyemez, çünkü güneş kimsenin tekelinde değil.”

Ayrıntılar için:

http://ipsnews.net/news.asp?idnews=106684

Çin, ABD’nin rüzgar türbinleri hakkında başlattığı incelemeyi eleştirdi

Çin Ticaret Bakanlığı, ithal edilen rüzgar türbini kuleleri hakkında inceleme başlatan ABD’yi temiz enerji işbirliğini tehlikeye atmakla ve emisyonların azaltılması için dünya genelinde harcanan çabaları baltalamakla suçladı.

ABD Ticaret Bakanlığı geçtiğimiz hafta bir grup Amerikalı rüzgar türbini kulesi üreticisinden gelen şikayete kulak vereceğini açıklamıştı. Çin ile Vietnam’dan ithal edilen kulelerin daha ucuza satılması nedeniyle şikayetlerin gelmesi üzerine ABD, ithal edilen ürünlerin ticaret kurallarını ihlal edip etmediğini anlamak için resmi bir inceleme başlatacağını duyurmuştu.

Bunun üzerine Çin Ticaret Bakanlığı da kendi internet sitesinde bir bildiri yayınlayarak incelemeyi eleştirdi ve ABD hükümetinin bu ürüne ithalat vergisi koyması durumunda Çin’in de karşılık vereceği tehditini alttan alta hissettirdi.

Geçtiğimiz Kasım ayında da Çinli yetkililer ABD hükümetinin Amerikan temiz enerji şirketlerine verdiği devlet desteğini araştırmak için kendi incelemelerini başlatacağını duyurmuş ve gerginliği tırmandırmıştı.

Ayrıntılar için:

http://www.guardian.co.uk/environment/2012/jan/23/china-us-wind-turbine-import

2011’de temiz enerji yatırımları rekor kırdı, liderlik yeniden ABD’de

Perşembe günü Bloomberg New Energy Finance tarafından yayınlanan rapora göre, yenilenebilir enerji sektörü 2011 yılında  çalkantılı bir dönem geçirmesine rağmen yenilenebilir enerjiye yapılan küresel yatırımlar rekor kırarak 260 milyar Dolar oldu. ABD geçtiğimiz yılki performansıyla Çin’i liderlik koltuğundan etti.

Londra merkezli piyasa araştırma şirketi Bloomberg New Energy Finance, bu miktarın bir önceki yıla göre %5’lik bir artışa tekabül ettiğini ve 2004 yılında yapılan yatırımın beş katı büyüklüğünde olduğunu açıkladı.

Raporun yazarları “2011 yılındaki rekor yatırım rakamları çok çarpıcı; çünkü genel olarak dünya ekonomisi ve özelikle de enerji sektörü için zor geçen bir yılda bu rakamlara ulaşıldı. Sektör; üreticilerin kar marjlarında hissedilen şiddetli baskıdan, hisse fiyatlarındaki keskin düşüşten, bazı iflaslardan, Avrupa hükümetlerinin sübvansiyon kesintilerinden ve banka finansmanına erişimin azalmasından dolayı sıkıntılar yaşadı” yorumlarında bulundu.

Bloomberg New Energy Finance’a göre, pek çok güneş enerjisi şirketinin, özellikle de Solyndra’nın iflası günlerce gazetelerin manşetlerinde yer almıştı. Buna rağmen, güneş enerjisine yapılan yatırım 2011 yılında dünya genelinde %36 artarak 136,6 milyar Dolar seviyesine geldi. Rüzgar enerjisine yapılan yatırım ise 74,9 milyar Dolar olarak gerçekleşti.

ABD’de yapılan yenilenebilir enerji yatırımları 2011 yılında %33 artarak 55,9 milyar Dolar olarak gerçekleşti. Çin’in yatırımları ise 47,4 milyar Dolar’da kaldı. ABD, 2009 yılında Çin liderliği alana kadar yenilenebilir enerji yatırımlarında aslan payına sahipti.

Ayrıntılar için:

http://www.forbes.com/sites/toddwoody/2012/01/12/clean-energy-investment-hits-record-in-2011-as-u-s-reclaims-lead-from-china/?feed=rss_asia

Birleşik Krallık, Avrupa’nın yenilenebilir hedeflerini yakalayamayacak

Birleşik Krallık, West Country’deki yeşil destekçilerin canı gönülden harcadığı çabalara rağmen, Avrupa’nın yenilenebilir enerji hedeflerini tutturamama yolunda muazzam bir şekilde ilerliyor. Avrupa Komisyonu’nun EurObserv’ER projesi kapsamında yayınladığı istatistiki verilere göre Birleşik Krallık yenilenebilir enerji liginde öteki 26 üye ülkenin gerisinde kalmış durumda.

Raporda, ülkenin enerji ihtiyacının 2020 yılına %15’ini yenilenebilir enerji ile karşılamasını öngören ve yasal olarak bağlayıcılığı bulunan hedefine ulaşması için üye ülkeler arasında en fazla mesafeyi kat etmesi gereken ülke olduğu belirtildi.

Ayrıntılar için:

http://www.thisiscornwall.co.uk/UK-set-miss-Euro-renewable-targets/story-14334366-detail/story.html

Ve şimdi de gözler Almanya’nın yenilenebilir enerji için harcadığı çabalarda

İlk bakışta kimse, Almanya’nın doğusundaki Feldheim adlı bu küçük köyü devrimle bağdaştıramaz belki; ama yalnızca 145 kişinin yaşadığı bu köy, Almanya’nın tamamıyla yenilenebilir enerjiden güç alan vizyonunu gerçeğe dönüştürdüğü için şimdiden dünyanın pek çok yerinden gelen çevrecilerin, uzmanların ve politikacıların istilası altında.

Ülke, Haziran ayında Merkel hükümetinin geçirdiği yasa ile on yıl içerisinde enerjisinin üçte birini rüzgar ve güneş enerjisi, jeotermal enerji, biyoenerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlama hedefi yolunda ilerlemeye başladı. Bir yandan da yeşil istihdamı ve enerji güvenliğini artırıp zararlı emisyonları azaltmayı amaçlayan yasayla ulaşılmak istenen nihai hedef,  bu oranı 2050 yılına kadar %80’e çıkarmak.

Bu hedeflerin herbiri de dünyanın en iddialı ve pahalı hedefleri arasında gösteriledursun, ABD’den Japonya’ya öteki sanayi devi ülkeler de yenilenebilir enerjiden güç alan bir ülkeye dönüşmenin mümkün olup olmayacağını merak ediyor.

Ekonomik güçlükler yaşayan Brandenburg eyaletinin yaklaşık %30 oranında işsizliğin görüldüğü öteki köyleriyle karşılaştırıldığında, Feldheim’da işsizlik sıfır. Bu durum da yenilenebilir enerjiye yatırım yapmanın daha aydınlık bir geleceğe götürdüğünün göstergesi olarak yorumlanıyor. Köy sakinlerinin çoğu ya biyogaz üreten tesislerde ya da köyün elektriğini sağlayan rüzgar ve güneş enerjisi parklarında çalışıyor.

Feldheim’daki enerji konseptinin yaratılmasına ve gerçekleştirilmesine yardımcı olan Energiequelle şirketinin sözcüsü Werner Frohwitter’a göre, Feldheim’da bir enerji devrimi gerçekleşiyor.

Eklemekte yarar var, enerji devrimi yalnızca Feldheim gibi şehirden uzak bölgelerde yaşanmıyor. Öyle ki, Aralık ayının başlarında Berlin’de de önemli bir tanıtım yapıldı. Geri dönüştürülmüş malzemeden inşa edilen, kendi kendini idame ettirebilen, enerji verimliliğine sahip, hatta garajında elektrikli araçların şarj edilebildiği bir evin prototipiydi tanıtılan.

“Efficiency House Plus” adıyla anılan bu proje ile ilgili açıklamalarda bulunan Alman Ulaştırma Bakanı Peter Ramsauer, “Yalnızca yenilenebilir enerjiden güç alarak yaşamanın günümüzde dahi mümkün olduğunu herkese göstermek istiyoruz” dedi. Ramsauer, “Temel prensip, evin yaşamak için gerekenden daha çok enerji üretmesi. Bu fazla enerji ise elektrikle çalışan otomobilleri ve bisikletleri şarj etmek için kullanılabilir, ya da kamu şebekesine satılabilir” diye konuştu.

BMW AG, Daimler AG, Volkswagen AG ile Opel gibi Almanya’nın önde gelen dört otomobil üreticisi de bu projeye destek veriyor.

Ayrıntılar için:

http://www.google.com/hostednews/ap/article/ALeqM5iAR9MiHjIcec3pTb5NmpTSvc45Qg?docId=41ab16b1c5114e16ad51228109ba8af2

BP güneş enerjisinden çekiliyor

Şirketin 2008 yılından beri küçülen güneş enerjisi birimi Çin’in aşırı boyutlara varan rekabetine, düşen fiyatlara, fazla kapasiteye ve sektörün halen bağımlı durumda olduğu sübvansiyonlardaki azalmaya kurban gitti.

Çarşamba günü de Solar Millenium borçlarını ödeyemeyeceğini bildirmişti. Solar Millenium böylece modül üreticisi Solon’la birlikte Aralık ayında iflasını bildiren ikinci Alman güneş enerjisi şirketi oldu.

2011’in başlarında Amerikan Solyndra LLC iflas etmişti. İsviçre bankası Sarasin’in en son yürüttüğü araştırmaya göre ise Conergy ile Q-Cells, sektördeki krizden en çok etkilenen Alman şirketleri arasında.

BP, ABD’deki rüzgar enerjisi portföyü ve biyoyakıt alanında yürüttüğü faaliyetleriyle alternatif enerji sektöründe önemli bir pozisyona sahip. Şirket, alternatif enerjiye yapmayı planladığı 8 milyar dolarlık yatırımın şimdiye kadar 7 milyar dolarlık kısmını yapmış durumda.

Ayrıntılar için:

http://www.reuters.com/article/2011/12/21/us-bp-solar-idUSTRE7BK1CC20111221?feedType=RSS&feedName=environmentNews&utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+reuters%2Fenvironment+%28News+%2F+US+%2F+Environment%29

Türkiye’ye Günün Fosili Ödülü

Türkiye, seragazı salınımında herhangi bir azaltım taahhüt etmediği halde Kyoto Protokolü’nün sunduğu fon ve teknolojiye erişmeye çalıştığı için Günün Fosili ödülüne layık görüldü. İklim Eylem Ağı’na (CAN- Climate Action Network) göre Türkiye, 1990’dan bu yana seragazı emisyonlarını %98 oranında artırdığı ve şimdiye kadar bu gidişatı değiştirmek için herhangi bir yükümlülük üstlenmediği ya da açık bir hedef belirlemediği için bu ödülü hak etti. Türkiye bunun yerine maddi kaynaklarını daha çok sayıda kömür santrali inşa etmek, iki nükleer santral planlamak ve yol yapmaya sarf etmeyi tercih etti. 15 bin kilometrelik bölünmüş yeni karayolu ve İstanbul’a yapılacak üçüncü köprü de yolda.

Türkiye şimdi de herhangi bir emisyon azaltım hedefi ya da yükümlülük dillendirmeden Kyoto Protokolü’nün teknoloji ve finans mekanizmalarına dahil edilmeyi talep ediyor. Ülke hızla gelişmekte olan ülkeler için de kötü örnek teşkil ediyor. İktisadi büyüme söz konusu olduğunda hükümet rakamlardan bahsetmeyi çok severken, laf seragazı emisyonlarından açıldığında Türkiye bu rakamları halının altına süpürmeyi tercih ediyor.

Türkiye’nin bu “iki yüzlü” tutumu kabul edilemez. En iyi rüzgar, güneş enerjisi ve jeotermal enerji kaynaklarına ve en yüksek enerji verimliliği potansiyeline sahip ülkeler arasında yer alan bir ülke bundan çok daha iyisini yapabilir. Türkiye’nin Annex-1 ülkeleri arasındaki  “özel konumu” bir şey yapmadan çok şey istemek için bir bahane olamaz.

Ayrıntılar için:

http://www.climatenetwork.org/fossil-of-the-day/turkey-earns-its-first-fossil-wanting-everything-giving-nothing