Blog Archives

Google raporu temiz teknolojinin yayılmasına daha çok kaynak ayrılması gerektiği görüşünde

Google tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre agresif harcamalar ve temiz teknolojinin yayılması ile 2030 yılına kadar 1.1 milyon yeni iş imkanı yaratılabilir ve ABD’nin seragazı salınımı %13 oranında azaltılabilir. Raporda, ABD’nin federal düzeyden ziyade merkezden daha çok atılımda bulunması ve temiz teknoloji projelerine fon ayırması durumunda ise bu projeler sayesinde 1,9 milyon iş imkanı yaratılabileceği ve emisyonların %21 oranında aşağı çekilebileceği belirtildi.

Raporun sonuçlarına göre hükümetin müdahalesiyle temiz teknoloji harcamaları ABD’nin gayri safi yurtiçi hasılasını her yıl 244 milyar dolar artırırken hanehalkı giderlerini 995 dolar azaltabilir. Karbon vergisiyle ise ABD gayri safi yurtiçi hasılası her yıl 155 milyar dolar artarken tüketiciler her yıl 942 dolar tasarruf edebilir.

Google şimdiye kadar temiz enerjiye 700 milyon doları  bu yıl olmak üzere toplamda 780 milyon dolar yatırım yaptı. Şirket yalnızca getirisi olacak temiz enerji projelerine yatırım yapmakla kalmadı, veri merkezlerinde de yenilenebilir enerji kullanmaya başladı.

Ayrıntılar için:

http://venturebeat.com/2011/06/28/google-clean-tech-report/

AB’deki havayollarından kirliliğe karşı biyoyakıt anlaşması

Avrupa merkezli havayolları, biyoyakıt üreticileri ve AB Komisyonu Çarşamba günü imzaladıkları bir anlaşmayla 2020 yılına kadar havacılık sektöründe kullanılmak üzere 2 milyon ton biyoyakıtın üretilmesi konusunda anlaştı. Bu yakıtların ne kadar yeşil olduğu ise tartışılmakta.

Havayolu şirketleri, jet yakıtından kaynaklanan kirliliği azaltmak için biyoyakıtları bir kurtarıcı olarak görüyor. Ancak üretimlerinde hurma yağı gibi besin ürünlerinin kullanıldığı bu yakıtların, insanların beslenmesi için tarım ürünleri yetiştirilebilecek arazilerde yetiştirilmesi şimşekleri üstüne çekiyor.

Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşların da aralarında bulunduğu 10 uluslararası kuruluş, geçtiğimiz ayın başında yayınladıkları raporda, küresel gıda fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle hükümetlerin biyoyakıtları destekleyen politikalarından vazgeçmelerini önermişti.

Projede imzası bulunan şirketler ise Airbus, Air France, British Airways, Lufthansa ve biyoyakıt üreticisi Neste Oil.

Ayrıntılar için:

http://www.reuters.com/article/2011/06/23/uk-airshow-biofuels-idUSLNE75M02Y20110623

ABD, AB’nin havacılıktaki karbon planından muafiyet istiyor

AB’nin 2012 yılından itibaren yürürlüğe koymayı planladığı ve karbon izinlerinin kapsamını havacılığa kadar genişleten düzenlemesine ABD itiraz etti. Oslo’da gerçekleşen müzakerelerde ABD, Amerikan havayolu şirketlerinin düzenlemeden muaf tutulmasını talep etti.

ABD’li bir delege AB’nin küresel ısınmayı yavaşlatmak gibi doğru bir amaç için yanlış bir yol izlediğini savundu ve AB planına yasal ve siyasi açıdan itirazlarını dile getirdiklerini belirtti.

Ancak AB Komisyonu’ndan bir yetkilinin yaptığı açıklama komisyonun ne kadar kararlı olduğunu gösterdi. Yetkili, “Komisyonun her türlü görüşe açık olması kimseyi yanıltmasın. AB’nin, yönergeyi geri çekme ya da değiştirme gibi bir niyeti bulunmuyor. Yönerge artık yerleşik bir AB kanunudur” dedi.

Bunun üzerine Amerikan havayolları davalarını Avrupa mahkemelerine taşımaya başladı bile. ABD’li yetkililer krizin 1 Ocak 2012’de  çözülmemesi durumunda ne yapacakları sorusuna cevap vermekten kaçınırken, AB kanunun gereklerine uyulmaması halinde para cezası vereceğini açıklamıştı.

Ayrıntılar için:

http://www.reuters.com/article/2011/06/22/us-carbon-airlines-idUSTRE75K4RA20110622?feedType=RSS&feedName=environmentNews&utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+reuters%2Fenvironment+%28News+%2F+US+%2F+Environment%29

EDF: “Fransız nükleer santrallerinde sızıntı yok”

Hisse senedi fiyatlarının radyoaktif sızıntı şüphesiyle düşmesinin ardından EDF’den yapılan açıklamada Fransa’da bulunan nükleer santrallerinin hiçbirinde bir sızıntı olmadığı bildirildi.

Fransa, enerji ihtiyacını karşılamak için nükleer enerjiden en fazla yararlanan Avrupa ülkesi olunca, Fukushima’daki krizin ardından Fransız yetkililerin benzer bir kazayı önlemek için yeteri kadar çabalayıp çabalamadığından endişe ediliyor.

Bunun üzerine, devlet kontrolündeki elektrik şirketinden bir sözcü, Nisan ayında Paluel santrallerindeki 3 No’lu reaktörde yaşanan ufak bir kazanın santral içindeki su yalıtımında bir gedik oluşturduğunu, fakat olaydan dolayı dışarıya doğru bir sızıntı olmadığını belirtti.

Geçtiğimiz Çarşamba günü araştırmacı Fransız websitesi Mediapart, ülkenin nükleer enerji kapasitesinin %8’ini oluşturan Paluel santralinde bir dizi aksaklık olduğunu duyurmuştu.

Ayrıntılar için:

http://www.reuters.com/article/2011/06/22/us-france-nuclear-idUSTRE75L36T20110622?feedType=RSS&feedName=environmentNews&utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+reuters%2Fenvironment+%28News+%2F+US+%2F+Environment%29

Ortaklık’tan sekiz ülkede karbon piyasası girişimine hibe

2010 yılı Aralık ayında düzenlenen BM iklim değişikliği konferansı sırasında Dünya Bankası tarafından başlatılan Piyasa Hazırlıklılığı Ortaklığı (Partnership for Market Readiness) kapsamında sekiz ülkeye 350 bin ABD doları hibe verildi. Hibenin bu ilk ödemesini Şili, Çin, Kolombiya, Kosta Rika, Endonezya, Meksika, Tayland ve Türkiye aldı. Ülkeler bu hibeyle seragazı salınımlarını azaltmak için piyasaya dayalı araçları nasıl projelendireceklerini, test edeceklerini ve uygulayacaklarını enine boyuna düşünüp planlayacaklar.

PHO hükümetler, uzmanlar ve kurumlar arasında kurulmuş multi milyon dolarlık bir ortaklıktır. Ortaklık, karbon salınımlarını azaltmak amacıyla yerel emisyon ticaret sistemi veya yeni uluslararası kredi mekanizmaları gibi piyasa araçlarından yararlanmak amacıyla teknik ve kurumsal niteliklerini geliştiren 15 ülkeye destek vermeyi hedeflemektedir. Fona Avustralya, Avrupa Komisyonu, Almanya, Japonya, Hollanda, Norveç, İspanya, İsviçre, Birleşik Krallık ve ABD destek vermektedir. Bunların dışında çok sayıda ülke de bu fona katkıda bulunmak istediğini belirtmiştir.

Ayrıntılar için:

http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/NEWS/0,,contentMDK:22929905~pagePK:34370~piPK:34424~theSitePK:4607,00.html?cid=EXT_TWBN_D_EXT

Karbon yönetimi uzmanları yeni sertifikaları ile mesleki becerilerini kanıtlayacak

Yakın zamanda yürütülen bir araştırmanın sonuçlarına göre karbon yönetimi uzmanlarının yarıdan fazlası meslektaşlarını yetersiz buluyor.

Böylesi bir algının yaygınlığı hiçbir sektör için hoş bir durum arz etmez, ancak olaya karbon yönetimi sektörü açısından bakıldığında durum daha da vahim olabilir. Çünkü düzenleyici ve çevresel baskılar nedeniyle  şirketlerin, ülkelerin ve karbon denkleştirme  projelerinin saldığı seragazlarını (GHG) ehil bir şekilde hesaplayacak ve doğrulayacak karbon yönetimi personeline olan talep artmakta.

Bu boşluğu gören iki sivil toplum kuruluşu, The Greenhouse Gas Management Institute (GHGMI) ve Eco-Canada, GHG uzmanlarının niceliği ve niteliğine yönelik yeni bir sertifikasyon programını bu hafta başlattı. Kurumların açıklamasına göre bu sertifika dünyada Uluslararası Standartlarlar Teşkilatı (ISO) akreditasyonuna sahip ilke ve tek karbon yönetimi uzman sertifikası.

ISO 17024 standardına sahip EP(GHG) programı sertifikası, bir işletmenin saldığı seragazını hesaplayan, belirlenen kriterlere uyulup uyulmadığını değerlendirip doğrulayan uzmanların yanı sıra karbon yönetimi alanında ilerlemek isteyen gençlere yönelik hizmet verecek.

Ayrıntılar için:

http://www.businessgreen.com/bg/news/2078140/carbon-management-professionals-prove-skills-certification

Google, Apple, Honda, Yahoo! ve daha pek çokları “yeşil hale”den istifade ediyor

Bu hafta yayınlanan bir rapora göre dünyanın önde gelen 100 markasından 66’sının gerçekte gösterdiği sürdürülebilirlik performansı bu alanda sahip olduğu ünün çok aşağısında kalırken, geri kalan markalar ise sürdürülebilirlik alanında hak ettikleri tanınırlığa neredeyse hiç erişemiyor.

Brandlogic ve CRD Analytics tarafından hazırlanan bu raporun sonuçları, California’da gerçekleştirilen Sürdürülebilir Markalar Konferansı’nda açıklandı. Buna göre Google, Apple, Honda, Yahoo!, Visa ve sigorta şirketi Zurich’in de aralarında bulunduğu 17 firmanın algılanan çevresel, sosyal ve yönetimsel (ESG) performansı gerçekte sergilediğinden daha fazla. Yani bu firmalar kamuoyunda gerçekte olduklarından daha sürdürülebilir algılanıyorlar.

Buna karşılık finansal hizmet şirketi UBS ile Citi’nin gösterdiği yüksek ESG performansı, aynı  markaların nasıl algılandığına bakıldığında hiç de belli olmuyor.  “Sürdürülebilir Liderlik Raporu: Algıya karşı Gerçekliği Ölçmek” (Sustainability Leadership Report: Measuring Perception vs. Reality) adlı rapora göre ESG performansı gerektiği gibi algılanmayan öteki markalar arasında UPS, L’Oreal, Roche,  Allianz, General Electric, PepsiCo, Coca-Cola, Dupont ve Kraft bulunuyor.

GreenBiz.com tarafından yeşil hale etkisi (green halo effect) olarak tanımlanan bu etkiye göre bir şirketin ürettiği çevresel bir ürün ya da getirdiği yenilik sayesinde piyasada yarattığı güçlü olumlu izlenim, firmayı ve firmanın bütün faaliyetlerini deyim yerindeyse parlatıyor.

İşte algıda ve gerçeklikte sürdürülebilirliğin meydan okuyanları (Challenger), geride kalanları (Laggards), girişimcileri (Promoter) ve liderleri (Leaders):

Ayrıntılar için:

http://www.greenbiz.com/news/2011/06/09/google-apple-honda-yahoo-and-more-benefit-green-halo?page=0%2C0

Robin Hood’luk tersine döndü

İklim değişikliğinin meydana gelmesinde en az payı bulunan ülkeler, bu sorunun üzerine en çok eğilenler artık. Bu da bir çeşit Robin Hood’luk ama bu defa bildiğimizin tam tersi. Bizler varlık içinde yaşarken çocuklarımızdan yaşanabilir bir iklimi ve sahiden sürdürülebilir bir zenginliği çalıyoruz.

Stockholm Çevre Enstitüsü (SEI)’nün yayınladığı son rapora göre gelişmekte olan ülkeler emisyonlarını azaltmakta sanayileşmesini tamamlamış emsallerinden daha doğru yolda. Oxfam tarafından GROW Campaign için hazırlatılan rapordaki bazı bulgular çok çarpıcı:

-2020’ye kadar, Çin’in toplam emisyon kesintisi ABD’ninkini neredeyse ikiye katlayacak.

-2020’ye kadar,  gelişmekte olan ülkelerin yapacağı emisyon kesintisi AB’ninkini üçe katlayacak.

-2020’ye kadar, BASIC ülkeleri olarak bilinen Çin, Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya’nın emisyon kesintisi ABD, Avrupa, Japonya, Kanada, Yeni Zelanda ve Rusya gibi en gelişmiş ülkelerin toplamından biraz daha fazla olacak.

Oxfam İklim Değişikliği Politika Danışmanı Tim Gore, “İklim değişikliğiyle mücadele etmek için bütün ülkelerin hisselerine düşeni yapması gerekiyor” dedi.

Ayrıntılar için:

http://thinkprogress.org/romm/2011/06/06/237783/robin-hood-in-reverse-developing-countries-pledge-bigger-climate-emissions-cuts-than-worlds-richest-nations/?utm_medium=twitter&utm_source=twitterfeed

Dünya Bankası, karbon piyasasının “durgun”laştığını açıkladı

Dünya Bankası’nın yaptığı son araştırmaya göre küresel karbon piyasasının 2009’da 144 milyar dolar olan değeri geçtiğimiz sene 142 milyar dolara geriledi. Dünya Bankası bu gerilemeden Kyoto Protokolü’nün uzatılıp uzatılmayacağına dair belirsizliği sorumlu tutuyor.

Dünya Bankası’na göre, yatırımcılar Kyoto Anlaşması uzatılmazsa satın alacakları denkleştirme birimlerinin (ofset) geçersiz olacağından endişe duyuyor.  Kyoto Protokolü Temiz Kalkınma Mekanizması’nın (CDM)  geleceğindeki belirsizlik nedeniyle yatırımcılar daha öngörülebilir piyasaları tercih ediyor. Örnekse, BM destekli orman koruma planı REDD çerçevesinde, 2010 yılında işlem gören kredi sayısı bir önceki seneye kıyasla büyük bir artış göstererek 16,7 milyon’a ulaştı. 2009’da bu rakam yalnızca 2,8 milyon’du.

AB’nin emisyon ticaret sistemi EU ETS’nin değeri ise geçtiğimiz yıl %1’lik bir artış gösterdi ve 119,8 milyar dolar oldu.

Dünya Bankası’ndan yapılan açıklamaya göre AB karbon izin işlemleri, küresel piyasa değerinin %84’ünü oluşturuyor. Güvenliğinin artırılması durumunda EU ETS’nin piyasadaki hakimiyetinin sürmesi bekleniyor.

Ayrıntılar için:

http://www.businessgreen.com/bg/news/2075326/world-bank-reports-stagnant-carbon-market

Almanya’da nükleer enerjinin son kullanma tarihi 2022

Avrupa’nın ekonomideki dinamosu Almanya, Japonya’da yaşanan felaketin ardından yönünü atom enerjisinden yenilebilir enerji kaynaklarına çevirdi. Pazartesi günü açıklanan iddialı stratejiye göre ülkede önümüzdeki 11 yılın sonunda nükleer enerjiden tamamıyla vazgeçilecek.

Şansölye Angela Merkel daha çok güneş, rüzgar ve hidroelektrik santrallerine yönelik olacak bu dönüşümün öteki ülkeler için de bir örnek teşkil etmesini umduğunu belirtti.

Merkel başkanlığındaki hükümet yetkililerinden alınan bilgiye göre Avrupa’nın birinci dünyanınsa dördüncü en büyük ekonomisi olan Almanya’daki 17 nükleer santralin tamamı da kapatılacak.

Bu plan Almanya’yı öteki büyük sanayileşmiş ülkelerden farklı kılıyor. Öyle ki, G8 ülkeleri arasında yalnızca İtalya nükleer enerjiden üretmiyordu. İtalya’da 1986 yılındaki Çernobil felaketinin ardından yapılan referandumda nükleer enerjiye kapılar kapatılmıştı.

Öte yandan Almanya’nın bu kararı bazı ülkeler tarafından eleştirildi. Elektrik ihtiyacının %80’ini nükleer santrallerden temin eden Fransa’nın başbakanı Francois Fillon, en azından birkaç ülkenin nükleer enerjisi olmadan AB’nin emisyon azaltma hedeflerini yakalayabilmesinin imkansız olduğunu dile getirdi.

İsveç’in Çevre Bakanı Andreas Carlgren de Almanya’nın adımını eleştirerek böyle bir tarih koymanın talihsiz bir karar olduğunu ve bunun Avrupa’daki elektrik fiyatlarını artıracağını ifade etti.

Ayrıntılar için:

http://news.yahoo.com/s/ap/20110530/ap_on_bi_ge/eu_germany_nuclear_power